|
Seboist
|
 |
« : 22 Ekim 2008, 15:57:16 » |
|
Yard. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı'nın "Zile'de Söylenen Mahalli Söz ve Deyimler" isimli araştırmasından derlenen yöresel sözlüğümüzü sizlerle paylaşmak istedim...
Zile mutfağından bir anekdot
Kaynana, yemek hazırlığı yapmak için gelinine seslenir:
"Gız gelin, badalın altundaki ilistirde bıldırdan galan çiğit var. O çiğidi bi de terekdeki erüşdeyi al da gel. Haydi çöçelenme, eccük şip ol…"
Mahalle arasında geçen konuşmalardan birkaç anekdot
"Amedenden hoğmaden, culuh hopladı culfalığa gumbüden." "Alan razu satan razu, arada gezen çullu tazu. " "Bıldırın Garadini kirazunu haabeye godundu da bana vermediydin. De baham, godun mu gomadun mı?" "Hatçee, bura Boduçoğun gavağın dibi mi gız? " "Ahan da bağele, sen sıh dişini hele..." "Bıldırın ölmüş bi eşek, gelin bu yıl ağlaşak! " "Gorhunun ecele faydasu yoh! " "Hıı, gendünü gurtaramayan evliyayu, sel götürsün." "Destursuz bağa giren, hesapsız zopa yer."
aba: anne, abla afur: ahır ağa: baba ağleş: dur, bekle ağleşmek: alay etmek ağartı: sütten yapılan ürünlerin tümüne verilen genel isim aha: işte alaf: ateş, alev alayı: hepsi alışmak: alev almak alma: elma aluç: sarı renkli bir çeşit dağ meyvesi amedenden: aniden, birdenbire ana: yaşlı kadın, babaanne, nine angut: anlayışı kıt anadut: harman yerinde kullanılan üç çatallı bir alet annaç: karşı annaşmak: anlaşmak araz: dilsiz arşunalık: gölgelik, çardak arsınmak: utanmak arsuz: utanmaz aşurma: kulplu kazan aşhane (aşane): mutfak avara: işsiz, güçsüz, boş gezen avut: ağlama avut dökmek: ağlamak aya: avuç içi ayrık: yabani ot ayahcah: merdiven aze: vücut azıtmak: istenmeyen kedi köpek gibi hayvanları evden uzak bir yere götürüp bırakmak azık: yiyecek avuz: inek, manda gibi hayvanların ilk savımından elde edilen oldukça koyu kıvamlı süt
badal: merdiven basamağı badı: ördek badem parmak: işaret parmağı baldırgan (baldırcan): patlıcan bannakh: parmak bayahdan: biraz önce bat: yeşil mercimek, salça ve düğü ile yapılıp, pişirilmeden yenen bir çeşit yemek bazlama: sac ekmeği beleş: bedava beslek (besleme): ileride evlendirilmek üzere küçük yaşta alıp büyütülen kimsesiz ya da yoksul çocuk becit: acele bek: sert, sağlam; pek belemek: çocuğu kundağına sağıp yatırmak bıdık: böbrek bıldır: geçen sene bıyıl: bu yıl biçala: kısa bir an biyo: bir kere bisokum: bir lokma boğön: bu gün bostan: karpuz boz: bakımsız üzüm bağı, sürülmemiş tarla böcük: haşere börk: bere böyük: büyük buymuş: donmuş bürük: çarşaf, örtü
cağ: banyo ihtiyacını gidermek için yapılmış yer camış: manda cebelleşmek: tartışmak cerek: uzun sırık ceylan: elektrik cıbır: yoksul cılga: keçi yolu, patika cınnak: tırnak cırcır: fermuar cırıt: hızlı yürümek cıv: kamış cibbik: alkış cimcik: çok az culuk: hindi cula: karga culfalık: kilim dokuma tezgahı cücük: civciv
çalkalama: ayran çalgı: süpürge çamdı: ters tavan çaylık: uzun kadın donu çaluntu: felçli çapak: göz iltihabı çedik: çocuk ayakkabısı çekü: yazma çemüt: dut kurusu çemüş: kuru üzüm çemçük: çirkin çerez: leblebi çeten: saman taşıma arabası çene: köşe başı çenileme: köpeğin havlaması çıkı: bohça cılbır: yöresel bir yiyecek çıt: tel anahtar çir: zerdali kurusu çiğ: kırağı çiğit: meyve çekirdeği çipil: çalı çırpı çise: ince yağmur çitil: çalı çırpı çitilemek: dikmek çimmek: banyo yapmak, yıkanmak çoh: çok çorlu: hastalıklı çoştar: laf götürüp getiren, ortalığı karıştıran çöğdürmek: ayakta işemek çökek: çamurlu su birikmiş yer çöçelenmek: boşa vakit geçirmek çul: kilim çüş: eşeklerin durması için söylenen söz
dakanak: takıntı daklaşma: sataşma dalak: bal peteği dalamak: yün giyisilerin vücutta kaşıntı yapması dallama: yelek dam: çatı, evin üst kısmı, teras dangadak: aniden dastar: ekmek bohçası daşdar: sofra bezi davar: koyun debellenmek: yuvarlanmak değirmi: yuvarlak demin: az önce demra: egzama dene: buğday tanesi depmük (dekmük): tekme depmez deşürmez olmak: çok zengin olmak deyyus: kötü adam dıngıldamak: gevezelik etmek, çok konuşmak dıga: çocuk dıhmak (dıhınmak): yemek dilliksiz: yaramaz dinelmek: ayakta durmak dikelmek: karşı koymak dirgen: harman yerinde kullanılan ağaçtan yapılmış iki çatallı alet dombalak: takla dolukmak: üzüntüden ağlayacak hale gelmek döngel: muşmula döşürmek: dilenmek döş: göğüs döşek: yatak dulda: gölgelik yer düğülcek: dolu dürüm: yufka arasına peynir, çökelik konulması düve: dana
ebe: babaanne, nine ebe kulağı: salyangoz ecücük: azıcık eccük: biraz eke: tecrübeli ellik: eldiven elleşmek: dolu çuvalı iki kişi birlikte kaldırmak ella, ellam, elleham: herhalde el gapısı: kızın evlendikten sonra gideceği yer, koca evi eme: hala, teyze emmi: amca enteri: kadın elbisesi enük: kedi ya da köpek yavrusu enek: bilye engür: üzüm tanesi ersün: hamur keseceği erişte: ev makarnası esbap: çamaşır essah: sahi essahtan: gerçekten eşgi (salça): salça eşelek: elma gibi meyvelerin yedikten sonra kalan kısmı eşik: kapı girişi evcüman: evine bağlı erkek eyüğü: kaburga kemiği
fak: fare kapanı fenikmek: başı dönmek fermanı kesilmek: güçsüz düşmek fırdolayı: çepçevre fışkı (fışgı): hayvan gübresi
gabalak: iri gahırdak: koyun kuyruğunun kavrulmuşu gaddem: parça kadar galuk (galuh): evde kalmış kız ganara: işe yaramayan, çok yemek yiyen gatık: yağsız ekşi ayran gamga: yontulmuş ağaç parçası garanluh: karanlık gatmer: bir çeşit ekmek gavah: kavak gaypak: sözünde durmayan gebre: at tımarında kullanılan alet geçi: keçi gennaba (genaba): gelin abla gıymık (gıymıh): ağaçtan yontulmuş iğne küçüklüğünde parça gıbal: dış görünüş gıdık: keçi yavrusu gırmaşmak: kımıldamak gız: kız gidik: koyun yavrusu gilavadar: üzüm asması gilik: parça gişi: evli erkek gorhu: korku goynek: gömlek goyvermek: serbest bırakmak gölük: merkep, eşek gödek: kısa boylu göğ: mavi gurk: kuluçkaya yatan tavuk gubarmak: gururlanmak guşluk vakti: sabahla öğle arası gümele: çalı çırpıdan yapılmış bağ ya da tarla evi gümbüden: birdenbire gübür: süprüntü
haabe: heybe habire: sürekli haçar: anahtar haçen: ne zaman harar: çok büyük çuval hark: küçük su kanalı haşat: bozulmuş, darmadağın olmuş hayat: avlu hazitmek: özlemek he: evet hela: tuvalet helki: kova helle: un çorbası hedik: pişirilmiş buğday hemi: öyle mi heri: sen de heğ: küfe heyiklemek: gözetlemek heyye: tabi, öyle hıngel: yöresel bir yemek hoğlamak: sürmek hökelek: iriyarı
ırakh: uzak ırgat: amele ilağançe (ilağan): leğen içerlemek: alınıp üzülmek ikinnedi: ilkindi vakti ilenger: büyük bakır sahan ilisdir: kevgir ilik: düğme isgembi: sandalye işgefe (işkefe): yöresel yufka ekmeği işgillenmek: şüphelenmek işlik: gömlek işmar: göz kırpma işgilli: alıngan
kayış: kemer kelem: lahana keşik: sıra kelik: eski ayakkabı kekeç: kekeme kepenek: kelebek kesan (kesağan): büyük fare kesmük: harmanda iyi dövülmediğinden iri kalan sap kezek: tezek kıtlamak: ısırmak kirtik: sert, dolgun kip: sağlam kocabaş: şeker pancarı koğucu: dedikoducu koz: yeşil kabuklu ceviz kömüş: manda köme: cevizli sucuk kurnamak: kedi köpek gibi hayvanların doğum yapması küt: felçli küççük: küçük
lalin: takunya loğ: damlarda kullanılan silindir taşı
madımak: yöresel bir yemek makat (mahat): tahtadan yapılmış oturak mahdum: erkek evlat malamat: berbat, sefil, zavallı malamat etmek: rezil etmek mangas: cımbız mayıs: sığır pisliği mıhlama (mıhla): yumurta ile yapılan bir çeşit yemek mısmıl: işe yarar mıh: çivi mitil: yüzsüz yorgan modul: ucu çivili uzun değnek mozi: bakımsız dana musandere: bir çeşit raf muhanet: faydasız kişi mullamak: kapmak muzu: zararlı
nacak: bir çeşit kesici alet nelbeki: büyük bakır sahan
ocaklık: mutfak oncacık: çok az
öğlennedi: öğle vakti öğür: yavrulayacak inek öle: öyle öllük: bebeklerin kundaklarına ısıtılarak konulan çok ince killi toprak övendere: ucu çivili uzun değnek özeleme: yoğurt çalkalama öz: dere
parsı: baca başı pelver: salça peşisire: arkasından petni: hayvan yemliği pırtı: kumaş pırtıcı: manifaturacı pin: kümes pinnik: kümes pisik: kedi poşuş: kiriş pöşgür: peçete pürpürüm: semizotu pürçekli: havuç razu: razı
saku (sahu): ceket savucu: süt sağan seyip: başıboş seğirtmek: hızlı koşmak sıyırgı: tahta kürek sıvışmak: sessizce kaybolmak sini: tepsi sitil: küçük bakır kova sindik: civa sülfür sohranmak: bir işi sohranarak yapmak sorutmak: ayakta durmak soku: bulgur döğülen içi oyuk taş sofa: salon sonak: mısır koçanı sokum (sohum): lokma suluh: hamam havlusu sümsük: pisboğaz sumsuk (sumsu): yumruk
şaplak: tokat şargada (şarkada): yaramaz çocuk şeer: şehir şibermek: şımarmak şikirsiz: yakışıksız şip: çabuk şipelek: tez canlı şinavat: üzüm cenderesi şişmek: fazla gururlanmak şöfük: salya şöfüklü: salyalı
tanış: tanıdık tavar: kiremitten yapılmış, geniş ağızlı su kabı tavatir: çok iyi tazu: tazı tebelleş: bir kimsenin diğerini kızdıracak şekilde ilgilenmesi telek: kümes hayvanlarının kanat tüyleri temek: ahır penceresi temelli: devamlı tentene: dantel terek: raf terpoşlu: kapaklı bakır kap teyin: sincap tığ: harman yerindeki saman yığını tirki: ağaçtan oyulmuş tas tille: ince ağaçtan sopa toh: köpek tasması toha: kemer tok: çivili köpek tasması tokuç: çamaşır yıkarken kullanılan tahta tola: kuyu kovası tosbağa: kaplumbağa tostan: hayvan pisliğiyle beslenen bir tür böcek tosun: erkek inek toyga: yoğurtlu çorba töremek: üremek tumman: don tummak: suya dalmak
uşak: çocuk üleş: hayvan leşi ütme: ateşte pişirilmiş kurumamış buğday başağı ütmek: oyunda veya idaada kazanmak
yal: köpek maması yalak: yal verilen kap yampiri: eğri yanıgara: şarbon hastalığı yanyanuç: yengeç yassu: yatsı vakti yazu: arazi yel: rüzgar yeşillik: bahçe(bağ) yığın: ot yığını yoh: hayır, yok yuğmak: yıkamak yüğürtmek: koşmak
zavzu: salatalık zağar: sağır zemheri: kara kış zerzebil: perişan zıkkım: haram zırana: düşüncesiz zopa: dayak zorunan: zorla
|